Hikayelerimiz
Seninle biz bir peri masalı gibi başladık, sonra gerçeklerle boğuştuk. Hayat bizi ne kadar tekmelerse tekmelesin, her zaman beraber kalıp bu yolda birlikte yürüyelim.
Nasıl da küçük çocuk gibi zıplıyordun her SoloTürk geçtiğinde....
Sen, ben ve Anıtkabir… Daha denmesi gereken bir şey var mı? İki İzmirli âşık gelmiş ta Ankara’ya, daha ne olsun. Cevap belli değil mi? Yağmur mutlu olsun.
Ne diyeyim sana! Bir insan her el mars edilir mi? Bari bir el yenilseydin, olmaz mıydı?
Nasıl da utanıyordun imza istemekten. Seninle, senin okulunda öğrenci gibi hissettiğim tek andı. Akın Hoca dalga geçse de önemli değil, yani ne diyeyim...
Kurtlar seni görünce birden dikilmişlerdi, ama bilmediğin şey benim tüm hayvanat bahçesi boyunca izlediğim tek canlı sendin.
Manisa’da bize nasıl o kadar güzel bir tur yaptırdın, aklım hâlâ almıyor. Bana o kadar şey öğretmiştin ki... Hele o dönüş treni. O oturmuş, yorgun Yağmur’un bana bakışını asla unutmam.
Heading 4
O Cuma günleri, her seferinde güzelliğinle büyülüyordun beni. Hiç bırakmamalıydık. Yerini Kızılcık Şerbeti aldı tabii ama olsun, onu Cumartesi izlerdik. Yeniden yapmalıyız bunu, bu bize aitti.
İşte burası, sana âşık olduğum yer; senin bana gülümsediğin an. Sıfır noktası.
Yanına yetişebilmek için nasıl da tüm gün koşturmuştum, ama yüzündeki gülümseme her şeye değerdi. Orada olmam önemliydi ve ben de bunu biliyordum.
Seninle ne kadar gurur duyduğumu hep söylüyorum, yetiyor mu bilmiyorum. Sen inanılmaz zeki bir kadınsın ve her zaman da çok güzelsin.
Hep yamacında dolaştığım o dağın, sen olmasan asla tepesini göremezdim. O gün işte anlamıştım, bizim neler başarabileceğimizi ve senin ne kadar iyi bir eş olacağını.